3:24 AM
The old me is dead and gone.
The new me will be alright..
Tumblrsız oluyor merak etmeyin.
Geçen yine Elvis ile şarkı söylüyoruz!
John Lennon gözlüğü eşliğinde.
dedeleeeerrr! sdfsafsdfdg
Bu cümleleri ölmek üzere olan bir yalnızın ağzından duyun istedim.
Sıradaki intikam marşı hastalıklı beyin hücrelerine gelsin.
Ve ben, diğer adımı haykırmaktan asla korkmayacağım.
Ve ben, yaşam süresince “beyin felci” iltihaplanma dönemimi saklamayacağım.
Asla diyemeyeceğim kadar katlanmayacağım, yaşattığın kadar yaşamayacağım.
Ben sadece saf hücrelerine emirler vereceğim.
Sadece ruhunu kontrol etmenin ne kadar ucuz olduğunu çevrene göstereceğim.
Morarmış göz çukurlarını delik deşik edeceğim.
Korktuğun yaratan diyeceksin, benden geldiğini bilmeyeceksin.
Seni O’na çınlattığım havale mektuplarımı okumadan tüm kötülükleri Rabb’dan bileceksin.
Ve karşına çıkacağım, “yer yarılsa da…” diyeceksin.
Her adımında göreceksin ışıklarla boyanmış duvarlarında siluetimi, her travmalarında hissedeceksin.
Duraklarına değil, dudaklarına işlenmiş kaderin.
Sonunun ne olacağını bileceğim. Bu kez dönme, affetmeyeceğim.
Yüz yüzümde olsa birini dahi göstermeyeceğim.
Bir yüzünde olsa iki yüzlü canavarını göreceğim!
Sevsen de sevilmeyeceksin.
İstesen de adam kalıbına giremeyeceksin.
Tüm kötülüğün yüksek binası olsan da;
Bir iyiliğime secde edeceksin.
Biliyorum.
Nereden mi biliyorum?
Çünkü; ağzımın tadını, dilimin mührünü, lügatımın küfrünü, inancımın adabını, ruhumun edebini sen kaçırdın.
Bir bakışa, bir yüksek kalp atışına büyü bozulur mu sandın?
Sıradaki saç teli huzuruna gelsin.
Ne o, çok mu tanıdık uzun gördüklerin?
Bir büyünün kurbanı olmayı keyfin istedi.
Düşündüğün düşlerinle bu kez uçurumdan ruhunu yuvarladım.
sabah 09:00 sularında sınavım var. şişli eml’de sınava girecekler ile kopyalaşabiliriz. şahsen çok yaptık. şu an siyah ojelerimi sürmüş, sabah olmasını bekliyorum. sınava çalışmadım abi, oturdum test çözdüm devamlı. kaldığımı görebiliyorum! soksunlar öyle güze, böyle bahar dönemine. hay ben rektörcüğün ellerinden mıncırayım. hay siksin onu biri. sıradaki şarkı okuyup da derslerine çalışmayan minik çekirgelere gelsin. “sistemin kölesi olmiciiiiz” desem çok mu afili olacağız? e olsun öyleyse.
ah teo..
aşk ile uyanmak güzeldir nisan baharına..
yeniden böyle duyguları hissetmek ne hoş sarhoşluktur..
ne tatlı büyü üzerimdeki varoluşun,
sessiz kalmaya devam et, kaybetmekle seyreder yok oluşun..
Kadıköy dediler, gittik.
Efendim her ne kadar Kadıköy doğumlu olsam da bilmediğim, öğrenemediğim lanet bir yer orası! Her yol uzun her yol değişik.
Boğada buluşacaktı herkes, Cemal o sırada yoldaydı. Oraya da nasıl gideceğimi bilmiyordum, yolda gördüğüm sevgili esnaf amcalardan birinin yanına yaklaşıp; Boğa’ya nasıl gidebilirim? Diye sordum. Hay sormaz olsaydım amcanın verdiği cevap: “Doğru yoldasın kızım, devam et!” Oldu.
Çıktım buluşma yerine, tanımadığım insanlar toplanmış, Çinili’nin yolunu hatırlasam gideceğim, yok, unuttum!
Neyse yol aldılar, takip ediyorum.
Çinili’de olan var mı? Soruma karşılık “Evet, hepimiz!” yanıtını aldım.
Gittim, tamam bizimkilerden hepsi orada. Rahat güzel.
Çinili’ye bir daha gitmeme kararı aldım.
Oradan kalktık, sahile indik, bol fotoğraflar çektik. Gittiğimiz çay bahçesinde ıslandılar. (şemsiyem vardı da sadfasf) sonra oradan da kalktık, Peron’a gittik. 5 dakikada bir “Metrobüsle giden kim? Taksim’e giden var mı?” sorularıma maruz kaldılar.
Dönüşte Mehmet (ikincielkimlik) ile birlikte yürürken sayemde düştük! Ayağım hala acıyor Mehmeeettt!
Metrobüs eğlenceliydi. Metroda yine kaydım.
Şaka gibi bir gündü arkadaş!
O değil de Ekrem Bora’yı da kaybettik ya lan!
Evet evet, yine sahildeki bankların birindeydik. Sabaha daha yeni uyanıyordu gece. Sahi neden buradaydık? Sebep sorma dedi, sus ve kal yanımda. Gitmek istiyor olsaydın buraya kadar elbet gelmezdin, şimdi seni geri götürmemi isteme.
Sustum, onu dinlemeye devam ettim.
Lanet olası baş belasısın! Hayatıma senin yüzünden kötülükler geliyor, sen ise kalkıp tek kelime söylemiyorsun.
“Hakettin.” Dedim, sustum..
Hakediyorum evet. Hakettim! Canımı yakan ne varsa hakettim ama böyle olmamalıydı. Hayır, senin tarafından olmamalıydı. Yutan, alttan alan hep sendin! Neden bir sefer olsun yüzüme vurmadın? Susup kalmaların beni bu hale getiren.
“Dinlemedin, dinlemeyeceksin.” Dedim, sustum.
O durmadı, devam etti..
Aşıktım. Anlıyor musun? Sen aşkın ne olduğunu biliyor musun? Peki pişmanlığın? Sorularım vardı, sormama izin vermedin, hep üşendin. En sonunda beni de kendine benzettin!
“Hayatımdan çıkalı çok oldu çocuk, sen beni bir kere bile dinlemedin.” Dedim, sustum.
Hayır, seni dinledim. Seninle konuşurken yüzüme bak!
“Yerde görüyorum yüzünü.” Dedim, sustum.
İyi, sen yere bak! Beni dağıtmaya devam et. Fırsat vermeyeceğim eline. Önüme bu kez geçemeyeceksin. Beni asla unutamayacağını biliyorum. Evet, beni hâlâ seviyorsun! Öldüğün zaman dahi devam edecek bu. Bu kez susma desem bir şey değişmeyecek. Ah tamam Ayşe, yine sen kazandın!
O sırada sigaramın sonuna yaklaşmıştım, içime çektiğim dumanı yavaşça bıraktım.
Sahi buraya gelmemdeki amacım neydi benim?
Hâlâ seviyor olmam mı? Özlem mi?
Hiç.. Hiçbiri.. Koca bir hiç!
Yavaşça kalktım oturduğum yerden, kızıl bir gün doğuyordu karamsar çocukluğuma. Derin nefesler alıyordum, huzursuz mutluluğuma seviniyordum. Kalp atışlarım 130 BPM civarındaydı. Bu rahat rahatsızlığa taşikardi deniyor. Üstümdeki paltonun düğmelerini nefes alamayacak gibi ilikledim. Kollarımı birleştirdim. Kızıl kendisini sarıya bırakıyordu.
Bak çocuk, buraya bunları duymaya gelmedim. Arkanı dönüp gittiğinde sadece ağladım. Ağlayarak bir erkeğin kız kardeşim dediği insanı baştan çıkartmasının nasıl olduğunu gördüm. Gördüklerim seni dakika içerisinde unutmama yetti. O an da numaranı, fotoğraflarını, videolarını, benim için söylediğin şarkıların ses kayıtlarını sildim. Tek yaş düşürmeden hemde. İşte bu yüzden bütün herkese sırtımı döndüm. Sırf senin bastırılması zor uçkur sevdan yüzünden. Bu yüzden yere bakıyorum. Bakışların gözlerime tesir etmesin diye..
Henüz çocuksun.
Ve biliyor musun?
Seni artık sevmiyorum.
Sevilecek zerre yanın kalmadı içimde..
Ayşe Akın.